29 Ekim 2016 Cumartesi

Her Ayrılık Bir Derstir


  Sabah üst komşumun olağan gürültüleri ile yeni bir güne başladım. Aslında üst komşularım sürekli bunu yapıyor evde bitmek bilmez bir eşya indirip kaldırma işleri var sanki ve küçük bir çocuğun ayak sesleri. Dün geceden kalan bir huzursuzluk yerini bu sabaha bırakacağı aklıma gelmemişti. Kız arkadaşımın beni haksız yere yargılamalarının ayrılığa doğru  seri bir şekilde gideceğini düşünüyordum ancak bunun hemen o gün içinde olabileceği aklıma gelmemişti.
  Aslında işin temelinde benim her zaman yaptığım gibi insanlara gereğinden fazla değer vermemin sonuçlarına katlanıyor olmam yatıyordu. Her gün yaptığım gibi ailece işlettiğimiz dükkanımıza gidiyordum. Sevgilimin ayrılık konuşmasından hemen önce beraber gideceğimiz partiye gelmeyeceğini söyledi ve kırıldığını ifade etti. Ben minibüsten indikten sonra onu aradım ve durumun daha iyi olacağını söyledim. Onun sözlerinde ise büyük bir umutsuzluk vardı. Ben hayatımın her anında umudu gördüm belki de beni dik tutan şey umudun sürekli bir yerlerde bizi izliyor olduğuna inanmamdı. Konuşmalarında biraz bencillik birazda umutsuzluk vardı. İlişkimizin başından beri beni öz güvensiz, ezik, fikirlerini rahatça ifade edemeyen sönük olduğumla suçlardı. Tabi ki ben öyle biri değilim ancak bu suçlamaları istemsizce kabullendim çünkü bunun böyle olmadığını söylediğim zaman yeni bir tartışma çıkıp üzülecektik ben kendimden çok onun huzursuz olup tadının kaçmamsı için dediklerine inanmayarak da olsa peki dedim kendimi düzelteceğim dedim halbuki ortada kendimi düzelteceğim pek de bir şey yoktu. İçimde onu kaybedeceğime dair müthiş bir korku vardı.
  Bu korkunun da büyük bir etkisi vardı bütün tartışmalardan kaçınmak ve daimi mutluluğun olması için yoğun bir çalışmanın içinde bulunmamın. Tabi ki büyük bir çoğunluğun önce kendisini düşündüğünü unutmuştum. Art arda kulaklarımda patlayan "istemiyorum, seninle en küçük bir şeyi bile paylaşmak istemiyorum" sözleriyle mücadele ederken sıkıca tutunduğum umudu düşünerek mücadeleye devam ettim. İki gün sonra arkadaşıyla konuşup birlikte planladığımız bir süprizi gerçekleştirecektim.
   Sevdiği kafede geçirdiğimiz güzel günleri not aldığım küçük kartlar hazırlayıp içimden geçenleri yazdığım bir kağıt verdim ona. Biraz duygulandı açıkçası duygulanılmayacak gibi değildi güzel bir süpriz oldu onun için ancak pek de mutlu olmadı annesininde pek mutlu olmadığını anladım. Zaten annesi o kadar içimize girmişti ki aksini iddia etse de bariz bir şekilde kendini gösteriyordu. Umut dolu konuşmalarım bittikten sonra sıra onun umutsuzluk, bencillik ve acımasızlıkla dolu olan konuşmasına geldi sıra. Onu dinlerken sinirlendiğimi söylemeliyim biraz kendime biraz da ona sinirlendim en çok da kendime sinirleniyordum. Kendimi en başından beri tutarsızlıkla bezenmiş bir kadına nasıl bu kadar kaptırdığıma sinirleniyordum. Onun kadar nasıl bencil olamadığıma sinirleniyordum. Sevgim uğruna kendimden nasıl tavizler verdiğime sinirleniyordum ama bir yanım da hala onun için değer diyordu. Kalbime iki gün önce saplanan "istemiyorum" sözleri tekrardan saplanmaya başlıyordu. Güneşin doğuşunu yaşlı gözlerle beklediğim geceler aklıma geliyordu. Art arda yaktığım sigaralar aklıma geliyordu. Yorgun bedenimin soğuktan titreyen bir serçe misali titreyişi çıkmıyordu aklımdan. Artık kendime üzülmeye başlamıştım.

  Kendime uzun zaman önce verdiğim sözleri aşk adına nasıl sildiğim aklıma geldi ve bu sözleri daha sert bir şekilde verdim kendime bu sefer nasıl olması gerektiğini böylece çok daha iyi anladım. İnsanların gerçekten nasıl bencil ve acımasız olduğu gerçeği beni üzse de böylesi bir hayatta nasıl bir tavır almam gerektiğini çok iyi anladım. Şimdilerde hala içimde tuttuğum umudu daha sıkı koruyarak onu gizliden gizliye besleyerek ondan güç almaya devam edeceğim.  Ancak bu sefer maske takacağım nasıl olsa bu acımasızlığa bir duruş sergilemek gerekiyor.
 
Copyright © KONUŞMADIKLARIM | Theme by BloggerThemes & frostpress | Sponsored by BB Blogging